85
BURÛC SURESİ
GİRİŞ
Adı: Surenin adı ilk ayette geçen 'buruc' kelimesinden
alınmıştır.
Nüzul zamanı: Muhtevasından da anlaşılacağı gibi sure,
dinlerinden dönmeleri için Mekkeli müşriklerin müslümanlara şiddetli bir
şekilde zulmettikleri ve onlara her türlü azabı reva gördükleri bir dönemde
inmiştir.
Konu: Bu surede kâfirler müslümanlara yaptıkları
işkencenin kötü sonuçlarıyla uyarılmakta ve müslümanlar 'şayet uğradığınız
işkencelere sabır ve metanet gösterirseniz, bunun karşılığında büyük bir
ecir görürsünüz. Allah (c.c.) bu zalimlerden intikamını muhakkak surette
alacaktır' denilerek müjde verilmektedir.
Surenin girişinde ilk olarak Ashab-ı Uhdudun kıssası
beyan edilmektedir. Onlar ki, sadece imanlarından ötürü mü'minleri ateş dolu
hendeklere atarak diri diri yakmışlardı. Bu kıssada hem kâfirlerin hem
mü'minlerin ibret almaları için dersler vardır. Birincisi, Ashab-ı Uhdud,
sadece iman ettikleri için müslümanlara zulüm etmiş, onları diri diri yakmış
ve nasıl Allah (c.c.) tarafından lanetlenerek azaba müstehak olmuşlarsa,
şimdi de Mekke'nin ileri gelenleri aynı tavır içindedirler ve onlar da aynı
sona, aynı azaba müstehak olacaklardır. İkincisi, o zamanki müslümanlar
ateşin içinde yanmayı kabul etmişler ama nasıl imanlarından dönmeyi kabul
etmemişler ise, aynı sabır ve metaneti Mekke'deki müslümanlar da göstermeli
ve hiçbir zulüm, işkence onları dâvâlarından vazgeçirmemeli, hiçbir surette
zaaf içine düşmemelidirler.
Üçüncüsü, kâfirler, sırf Allah'a iman ettikleri için
müslümanlardan nefret etmektedirler ve Müslümanlar ise imanlarında ısrarla
diretmektedirler. İki grup da bilmelidir ki, Allah (c.c.) herşeye kâdirdir,
yeryüzünün ve gökyüzünün sahibidir ve zâtı hamde layıktır. İki grubun da tüm
davranışlarını görmektedir. Şüphesiz kâfirlerin gideceği yer cehennemdir.
Ancak bu yaptıklarından ötürü, ayrıca onlar için bir ateş azabı daha vardır.
Şu da kesindir ki, müslümanların gideceği yer de cennettir ve bu onlar için
büyük bir başarıdır. Daha sonra kâfirler, Allah'ın yakalayışının çok çetin
olduğu hatırlatılarak uyarılıyorlar: Şayet siz kendi güç ve kuvvetinize
güveniyorsanız bilin ki Firavun ve Semud kavmi sizden daha da güçlüydüler.
Onların ordularının sonuna bakın ne oldu? İşte bundan da ders alın! Allah'ın
kudreti sizi her tarafınızdan kuşatmıştır ve siz ondan kaçamaz ve
kurtulamazsınız. Kur'an'ı inkâr etmektesiniz ama O'nun yazdığı hiçbir şey
değişmez, bu kesin bir gerçektir ve bunu hiç kimse inkâr edemez. O levh-i
mahfuz'da kayıtlıdır.
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1 Burçları olan göğe1 andolsun,
2 O vadedilen güne,2
3 Şahid olana (görene) ve şahid olunana3 (görülene).
4 Kahrolsun Ashab-ı Uhdûd
5 'Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,'
6 Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde
oturmuşlardı.
7 Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.4
8 Kendileri onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,'
öğülen Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.
9 Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah
(c.c.) her şeyin üzerinde şahid olandır.5
10 Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara
işkence (fitne) uygulayanlar sonra da tevbe etmeyenler (yok mu); işte onlar
için cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlar içindir.6
AÇIKLAMA
1. Ayetin aslında (zati'l-büruc) yani burçlara sahip olan
ifadesi geçmektedir. Bazı müfessirler bunun anlamını, eski astrologlara
dayanarak 12 burç şeklinde anlamışlardır. İbn Abbas, Mücahid, Katade, Hasan
Basri, Dahhak ve Süddi'ye göre buruç gökyüzündeki yıldızlar ve
gezegenlerdir.
2. Yani kıyamet gününe
3. Şahidlik eden ve şahidlik edilenler hakkında
müfessirler tarafından birçok görüş ileri sürülmüştür. Ancak benim
anladığıma göre, şahidlik eden ifadesiyle kıyamet günü hazır bulunanlar,
şahidlik edilenler ifadesi ile de kıyamet günündeki dehşetli manzaralar
kastolunmaktadır. Aynı zamanda bu görüş Mücahid, İkrime, Dahhak, İbn Nûcî ve
diğer müfessirlere aittir.
4. Ashab-ı Uhdud ile müslümanları ateş dolu hendeklere
atarak diri diri yakan kimseler kastedilmektedir. Onları yakarlarken bir de
seyrederek eğlenmişlerdir. "Vay onların haline!" Yani onlar lanetlenmişler
ve Allah'ın azabına müstehak olmuşlardır. Bu hususun teyidi için üç şey
üzerine yemin edilmiştir:
1) Burçlara sahip olan gökyüzüne
2) Kıyamet gününe
3) Kıyamet gününün dehşetli manzaralarına, ki ona her
mahluk şahid olacaktır.
Birincisine yemin edilmektedir. Çünkü Allah (c.c.) mutlak
kudret sahibidir, yeryüzüne ve gökyüzüne hükmedendir. Zavallı insan O'ndan
nasıl kaçabilir?
İkincisine de yemin edilmektedir; çünkü, bu dünyada
zulmedenler iyi bilmelidirler ki, o gün çok uzak değildir. Müslümanlar insaf
ve adaletle karşılaşırlarken, kâfirler işledikleri cürümlerin cezasını
çekeceklerdir.
Üçüncüsüne yemin edilmekle, kâfirlerin çaresiz
Müslümanları ateşe atarak seyretmeleri ve eğlenmelerine karşılık, kıyamet
günü de herkesin onları seyredecekleri ve eğlenecekleri anlatılmak
isteniyor.
Kâfirlerin müslümanları ateş dolu hendeklere atarak
katletmeleri hakkında bir çok rivayetler nakledilmiştir. Tüm bu rivayetler
bu tür hadiselerin insanlık tarihi boyunca birçok kez meydana geldiğini
göstermektedir.
1) Bir Hadis-i Şerif'te Süheyb el-Rumî Rasûlullah'tan
(s.a) şöyle bir rivayette bulunmuştur: "Bir Kral ve bir sihirbaz vardı.
Sihirbaz çok yaşlandığı için bir gün Kral'a 'bana bir genç verin de onu
yetiştireyim' diye arzeder ve bunun üzerine Kral da bu iş için bir genç
görevlendirir. Ancak bu genç, sihirbazın yanına giderken, yolu üzerindeki
bir rahibe (galiba hristiyanlığa mensup birine) uğradı.
Böylece ondan feyz alarak iman ehli olmuştu. Onun elinden
körler ve cüzzamlılar şifa bulmaya başladılar. Fakat Kral'a bu gencin
dininden döndüğü haber verilince, Kral öfkelendi ve ilk önce rahibi öldürdü,
sonra da genci öldürmek istedi. Ancak gence hiçbir şey tesir etmiyordu.
Sonunda genç Kral'a şöyle söyledi: "Şayet beni öldürmek istiyorsan, halkı
topla ve bana ok atarken "Bu gencin Rabbinin ismiyle" de. Ben ancak o zaman
ölürüm! Kral da böyle yaparak genci öldürdü. Halk tüm olanları gördükten
sonra 'bu gencin Rabbine iman ettik' dediler. Bunun üzerine Kral'ın
müşavirleri 'korktuğumuz husus başımıza geldi. Bu halk bizim dinimizi
bırakarak, o gencin dinini kabul etti.' deyince Kral oldukça kızdı ve
yolların kenarlarına hendekler kazdırarak, içinde ateş yakmalarını emretti.
O gencin Rabbine iman edenlerden dönmeyenleri ateşe attırıyordu. (İmam
Ahmet, Müslim, Neseî, Tirmizi, İbn Cerir, Abdurrezzak İbn Ebi Şeybe,
Tabarânî, Abd bin Humeyd)
2) Hz. Ali'den (r.a) rivayet olunduğuna göre, İran
Kisrâsı, birgün içkiden dolayı sarhoşken, kendi kızkardeşi ile zina etmiş ve
ikisi arasındaki ilişki devam etmişti. Bu haber halk arasında yayılınca,
Kisrâ, 'Tanrı kızkardeşlerle evlenmeyi helâl etti.' diye ilan etmiş, halk da
buna karşı çıkınca azab etmeye, hatta onları ateş dolu hendeklere atarak
öldürmeye başlamıştı. Hz. Ali, Mecusilerde, kızkardeşle evlenmenin o
zamandan başladığını söyler. (İbn Cerir)
3) İbn Abbas da buna benzer bir olayı (galiba İsrâiliyata
dayanarak) şöyle nakletmiştir: "Babilliler, İsrailoğulları'nı Hz. Musa'nın
dininden dönmeleri için zorladılar ve dinlerinden dönmeyenleri ateş dolu
hendeklere attılar. (İbn Cerir, Abd bin Humeyd)
4) Bu olaylar içinde en meşhuru Necran hristiyanlarının
başına gelendir. Bunu İbn Hişam, Taberî, İbn Haldun ve Mu'cem-ul-Buldan'ın
sahibi ile diğer müslüman tarihçiler rivayet ederler. Bu olayın özeti
şöyledir:
Himyer (Yemen) Kral'ı Tuban Esed Ebu Karib, bir defasında
Medine'yi ziyaret etti. Orada yahudilerle temas ederek, dinini değiştirdi ve
yahûdi oldu. Beni Kurayza'dan (yahûdilerin Medine'deki kollarından biri-çev)
iki yahûdi alim alarak Yemen'e getirdi. Böylece orada yahûdiliği yaymaya
başladılar. Daha sonra oğlu Zûnuvas tahta geçer ve Necrân'ı (Arabistan'ın
güneyinde hristiyanların en kuvvetli merkezlerinden biriydi) ortadan
kaldırmak için hücum ederek oranın halkını yahûdi olmaları için zorlar. (İbn
Hişam bunların Hz. İsa'nın gerçek dini üzerinde bulunduklarını söyler)
Zûnuvas Necran'ı ele geçirdikten sonra halkı yahûdiliğe davet edince, halk
bu daveti reddetti.
O da bundan dolayı birçok kimseyi, ateş dolu hendeklere
atarak yaktı ve bir çoğunu da katletti. Toplam 20.000 kişi öldürüldü. Necran
ahalisinden bir şahıs, dost Zûsaliban'a gitmeyi başardı. Bir rivayete göre
Rum Kayseri'ne gitti, yine bir başka rivayete göre ise Habeşistan Kral'ı
Necaşi'ye giderek, bu zulmü ona anlattı. Birinci rivayete göre Rum Kayseri
Habeşistan kralı'na mektup yazdı. İkinci rivayete göre ise, Necaşi, Rum
Kayseri'ne deniz kuvvetleri göndermesi için ricada bulundu. Sonunda
Habeşistan, Uryat isimli bir komutanın emri altında 20.000 askeri Yemen'e
gönderdi. Zûnuvas öldürülerek yahûdi hakimiyeti ortadan kaldırıldı ve Yemen
Habeşistan sınırlarına dahil edildi.
İslâm tarihçilerinin açıklamaları bu olayı sadece tasdik
etmekle kalmaz, ayrıca ayrıntılı bir biçimde bilgi de verirler. Yemen ilkin
M. 340 Yılında hristiyanların eline geçti ve M. 378'e kadar hakimiyetleri
devam etti. O zaman hristiyan misyonerler Yemen'e geldiler. Bu dönemde zahid,
mücahid ve iman sahibi bir hristiyan seyyah olan Faymiyun, Necran'a geldi ve
halka putlara tapmaktan vazgeçmeleri için tebliğ etmeye başladı. Bu tebliğ
sayesinde Necran halkı hristiyanlığı kabul etti. Necran'ı üç kişi idare
ediyordu. Biri o kabilenin başkanlığını, dışişlerini ve askeri işlerini
yürüten Seyyid, ikincisi içişlerini yürüten Akib, üçüncüsü dini işleri idare
eden Papaz. Güney Arabistan'da Necran önemli bir stratejik konuma sahipti.
Aynı zamanda ticaret ve sanayi merkeziydi. Sûnî ipek, deri ve silah
sanatları revaçtaydı, ayrıca Yemen cübbesi de meşhurdu. Bundan da
anlaşılıyor ki Zûnuvas, sadece dinî endişelerle değil siyasi ve ekonomik
nedenlerle Necran'ı işgal etmek için yola çıkmıştı. Necran'ın Seyyidi Harise
hakkında bir süryâni tarihçisi olan Haritas şöyle yazar: "Zûnuvas onu
katletti ve onun iki kızını öldürdükten sonra, kızlarının kanını içmesi için
karısı Roma'yı zorladı. Sonra onu da katletti. Papaz Paul'un mezarını
kazdırdı ve kemiklerini ateşe attırdı. Ateş dolu hendekler içinde kadınları,
erkekleri, çocukları, papaz ve rahipleri yaktılar. Toplam 20.000'den
40.000'e kadar insan telef oldu." Bu olay M. Ekim 523'de vukû buldu. Nihayet
M. 525'de Habeşistan Yemen'e saldırarak Zûnuvas'ın Himyer saltanatına son
verdi. Hüsni Gurap'ta (Yemen'de bir bölge) yapılan arkeolojik araştırmalar
sırasında birtakım levhalar bulunmuş ve bunların üzerindeki yazılardan bu
olayları aydınlatıcı bilgiler elde edilmiştir.
M.6. yüzyılda hristiyanların çeşitli kitaplarında Ashab-ı
Uhdud hadisesi zikredilmiş ve bizzat görenler tarafından ayrıntılı bir
biçimde nakledilmiştir. Şahidlerden bazıları anlatma yolunu seçerken,
bazıları da bizzat yazmışlardır. Şu üç kitabın yazarı da o dönemde
yaşamışlardır.
Birincisi Prokopiyus, ikincisi Cosmos Indcopleustis (bu
Necaşi'nin (Elesboan) emri ile o zaman Batlamyus'un Yunanca kitabını tercüme
ediyordu. Habeşistan'ın sahil şehri Andolis'te oturuyordu). Üçüncüsü
Johannes Mala'dır ve ondan sonra da bir çok tarihçi bu olayı nakletmiştir.
Daha sonraları Johannes of Ephesus (öl. 585) yazdığı kitap olan Kanisa
Tarihi'nde Necran hristiyanlarının ateşe atılmaları hadisesi hakkında,
Simeon'un, Dercila'nın başkanı Abbot von Gabula'ya yazdığı bir mektubu
nakleder. Papaz Simeon, bu hadiseyi bizzat görenlerden (Yemenli'lerden)
rivayet etmiştir. Bu mektup ayrıca M. 1881 ve M. 1890'da 'Hristiyan
Şahidlerinin Hayatı' adlı bir kitapta yayınlanmıştır. Yakubî Patriarch
Dionusisus ve Zacharia of Mitylene sûryani lisanında basılan kitaplardan
nakletmişlerdir. Yakub Surucî de Necran hristiyanları hakkında bilgi
vermiştir. Erreha (Edessa) Papazı Pulus, Necranlı hristiyanların
katledilmeleri dolayısıyla bir mersiye de yazmış ve bu mersiye günümüze
kadar gelmiştir. Süryani lisanında yazılmış kitabın İngilizce tercümesi (Book
of the Himyarites) müslüman tarihçilerin açıklamalarını onaylamaktadır.
British Museum'da bu devirle ilgili Habeşistan'dan gelen birtakım vesikalar
bulunmaktadır ve bu vesikalar da hadiseyi doğrulamaktadırlar. Filbî, kendi
seyahat kitabında (Arabian Highlanda) Necranlıların Ashab-ı Uhdud olayının
geçtiği yeri hâlâ bildiklerini yazmaktadır. Ummi Hark'ın yanında bir tepe
üzerinde bazı resimler de bulunmaktadır. Ayrıca Necran'daki Kâbe'nin yeri de
Necran halkı tarafından bilinmektedir. Habeşistan hristiyanları Necran'ı ele
geçirdikten sonra buraya Kabe şeklinde bir mabed inşa etmişler ve Mekke'deki
Kabe-i Muazzama yerine bunu dinî merkez kılmak istemişlerdir. Buranın
papazları başlarına sarık sararlardı. Ayrıca bu mabedi 'Haram' (kutsal-çev-)
ilân etmişlerdi. Roma buraya mâlî yardımda bulunuyordu. Mabedin papazları
Rasulullah (s.a) ile münazara yapmak için Mekke'ye gelmişlerdir. Bu meşhur
münazara Al-i İmran-61'de zikredilmiştir. Daha fazla bilgi için bkz. Al-i
İmran. an: 29-55.
5. Bu ayetlerde Allah'ın sıfatları beyan edilmiştir.
Çünkü ancak bu sıfatlara sahip olan bir zat inanılmaya layıktır. Onlar ki,
Allah'a iman edenlerden nefret etmektedirler ve onlar ancak zalimlerdir.
6. Yani cehennemde görecekleri azabtan ayrı bir ateşe
daha gireceklerdir. Çünkü onlar mazlumları ateş dolu hendeklere atarak diri
diri yakmışlardır. Herhalde bu ateş cehennemdeki ateşten farklı ve daha
şiddetli olacağı için, bunlar oraya atılacaklardır.
11 Şüphesiz iman edip de salih amellerde bulunanlara
gelince; onlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük
'kurtuluş ve mutluluk' budur.
12 Doğrusu, Rabbinin 'zorlu yakalayışı' şiddetlidir.
13 Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek
olandır.
14 O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
15 Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce)dir.
16 Her dilediğini yapıp-gerçekleştirendir.7
17 Orduların haberi sana geldi mi?
18 Firavun ve Semûd (ordularının)?8
19 Hayır; küfretmekte olanlar, (kesintisiz) bir yalanlama
içindedirler.
20 Allah ise, onları arkalarından sarıp-kuşatmıştır.
21Hayır; o (Kitap), 'şerefli-üstün' olan bir Kur'an'dır;
22 Levh-i Mahfuz'dadır.9
AÇIKLAMA
7. Affedicidir denilerek ümit kapısı açık bırakılmıştır.
Şayet bir kimse günah işlemekten vazgeçerek tevbe ettiği takdirde Allah'ın
rahmetinden yararlanabilir. Seven denilerek Allah'ın mahlûkatını sevdiği ve
onlara eziyet etmekten hoşlanmadığı, ancak ne zaman insanoğlu isyanda ısrar
ederse, o vakit onları cezalandırdığı anlatılmak isteniyor.
Arşın sahibi ifadesi ile de, insanoğlunun yeryüzü ve
gökyüzünün, yani kainatın tek sahibinin Allah (c.c.) olduğu ve bütün
saltanatın ona ait bulunduğu ve O'na isyan edenlerin O'ndan kaçamayacakları
kastediliyor. Ve Yüce'dir denilerek insanoğluna aciz bir varlık olduğu
hatırlatılıyor. Sizi yaratana karşı gelmeye nasıl cüret edebiliyorsunuz? En
sonunda ise O istediğini yapandır! buyuruluyor. Yani kainatta hiç kimse
Allah (c.c.) gibi güçlü değildir. O'nun iradisine karşı çıkabilecek ve O'na
engel olabilecek hiç kimse yoktur.
8. Burada, dünyada kendini güçlü ve kuvvetli sanan
gruplara hitap edilerek, 'sizden önce kendini güçlü ve kuvvetli zannederek
isyan eden grupların sonlarının ne olduğu hakkında bir bilginiz yok mu' diye
onlara ikazda bulunuluyor.
9. Yani Kur'an, yazılmış ve müstakil bir levh-i mahfuz'da
korunmaktadır. Onda hiçbir şey değişmez ve ne yazılmışsa o gerçektir. Tüm
kainat onu yok etmek istese dahi birşey yapamazlar.
BURÛC SURESİNİN SONU