71
NUH SURESİ
GİRİŞ
Adı: Nuh, hem surenin ismi hem de konusudur. Başından
sonuna kadar bu surede Nuh'un (a.s) kıssası anlatılmaktadır.
Nüzul Zamanı: Bu sure, Mekke döneminin başlarında nazil
olan surelerdendir. Muhtevasından, bu surenin de Allah Rasulü'ne karşı
muhalefetin şiddetlendiği dönemde nazil olduğu anlaşılmaktadır.
Konu: Bu surede Hz. Nuh (a.s) kıssası sırf hikaye olsun
diye anlatılmamaktadır. Bununla, Mekke'deki kafirlerin Hz. Muhammed'e (s.a)
karşı takındığı tavrın Nuh'un (a.s) kavminin takındığı tavrın aynısı olduğu
açıklanarak uyarıda bulunulmaktadır. Ve eğer bu tavrınızdan vazgeçmezseniz
sizin sonunuz da aynı Nuh'un (a.s) kavminin sonu gibi olacaktır. Surenin
hiçbir yerinde açıkça böyle söylenmese de surenin nüzul zamanındaki şartlar,
kendiliğinden böyle olduğu anlamını vermektedir. Birinci ayette, Allah'ın
(c.c) Hz. Nuh'a (a.s) peygamberlik vererek onu nasıl bir vazifeyle
vazifelendirdiği bildirilmektedir.
İkinci ayetten dördüncü ayete kadar kısaca Hz. Nuh'un
tebliğine nasıl başladığı ve kavmini neye davet ettiği açıklanıyor. Daha
sonra uzunca bir süre daveti ve tebliği uğruna her türlü eziyet ve
musibetlere nasıl katlandığı anlatılmaktadır. En sonunda da Nuh (a.s), Rabbi
huzurunda, -beşinci ayetten yirminci ayete kadar olan bölümde açıklandığı
gibi- kavminin halini ve onların tavırlarını arzetmektedir. "Ben ne kadar
onları yola getirmek için çabaladımsa onlar da o kadar inatla bana karşı
geldiler" demiştir.
Daha sonra, 21 ve 24. ayetler arasında kavminin onun
davetini artık kesinlikle kabul etmediğine dair Nuh'un (a.s) son arz-ı hali
beyan edilmektedir. "Bu insanlar, kendi yularlarını reislerinin eline
vermişler ve o ileri gelenler de bana karşı her türlü oyunu ve fesadı
yapmaktadırlar. Artık bunların doğru yola girme kapılarının kapanma zamanı
gelmiştir." Bu, Hz. Nuh'un sabırsız olduğunun bir göstergesi değildir. Fakat
senelerce azami sabır ile en zor şartlara karşı tebliğ vazifesini ifa
ettikten sonra artık kavminden umudu kesmiş ve bunları yola getirmenin
mümkün olmadığı neticesine varmıştır. O'nun bu görüşü zaten Allah'ın (c.c)
aldığı karara muvafık düşüyordu. Bu yüzden hemen sonraki 25. ayette bu
topluluğun hakkı kabulden yüz çevirici tavrı dolayısıyla Allah'ın bu azabı
gönderdiği buyurulmaktadır.
Bu ayetlerde, tam azap geldiği anda Nuh'un (a.s) yapmakta
olduğu dua beyan edilmektedir. Hz. Nuh, bu duada kendisi ve bütün ehli iman
için mağfiret talebinde bulunurken kavmi için de "Allah'ım! Bunlarda hiçbir
hayır kalmamıştır, onlardan hiçbirini canlı bırakma. Bunların nesilleri de
kafir ve facir olacak," demekteydi.
Bu sureyi mütaala ederken Kur'an'ın diğer yerlerinde Hz.
Nuh'un öyküsünün geçtiği bölümler de göz önünde tutulmalıdır. (Mesela bkz.
Araf: 59-64; Yunus: 71-73; Hud: 25-29; Muminun: 23-31; Şuara: 105-122;
Ankebut: 14- 15; Saffat: 75- 82; Kamer: 9- 16).
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1 Hiç şüphesiz, biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azab
gelmeden evvel uyarıp-korkut" diye kendi kavmine (peygamber olarak)
gönderdik.1
2 O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size
(gönderilmiş) apaçık bir uyarıcı-korkutucuyum."
3 "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkup-sakının ve bana
itaat edin."2
4 "Ki günahlarınızı bağışlasın 3ve sizi adı konulmuş bir
ecele kadar ertelesin.4 Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez.5
Bir bilmiş olsaydınız.6
5 Dedi ki: 7"Rabbim, gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz
davet edip-durdum."
6 "Fakat benim davet etmem, bir kaçıştan başkasını
arttırmadı."8
7 "Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için9 her davet
edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına
çektiler10 ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler."11
8 "Sonra ben onları açıktan açığa da davet ettim."
9 "Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve
kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim."
10 "Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin
çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.
11 "(Öyle yapı ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol
miktarda yağmur) yağdırsın."
AÇIKLAMA
1. Yani, onlara, eğer yapmakta oldukları sapıklık ve
ahlakî suçlardan vazgeçmezlerse Allah'ın indinde azaba müstehak olacakları
haberini ver. Öte yandan bu azaptan kurtulmak için hangi yolu takip
edeceklerini de onlara göster.
2. Birincisi Allah'a ibadet, ikincisi takva, ve üçüncüsü
Rasul'e itaat. İşte Hz. Nuh, risaleti tebliğe başladığında kavmini bu üç
şeye davet etmişti. Allah'a ibadetin anlamı; başkalarına ibadet etmeyi
bırakarak yalnızca O'na ibadette bulunmak ve O'nun emirlerini yerine
getirmektir. Takva'dan kasıt; Allah'ın hoşnut olmadığı bütün işlerden -ki o
ameller Allah'ın azabına sebep olur- sakınmak ve Allah'tan korkarak
yaşamaktır. Üçüncü olarak "Bana itaat edin" den kasıt. "Benim size Allah'ın
Rasulü olarak tebliğ etmekte olduğum emirlere itaat edin" demektir.
3. Burada "Sizin günahlarınızı bağışlar" denilmektedir.
Bu demek değildir ki Allah sizin bazı günahlarınızı bağışlayacaktır. Bundan
kasıt aslında şudur: Eğer bu size takdim edilen üç şeyi kabul ederseniz o
zaman daha önce yaptığınız bütün günahlar affedilecek demektir. Buradaki
(men) "ba'ziyet" (bazılık) için değilde (an) manasında kullanılmıştır.
4. Yani eğer siz bu üç şeyi kabul ederseniz Allah size
normal bir yaşama müddeti verecektir.
5. Bu belli bir süreden kasıt, Allah'ın tayin ettiği azab
vaktidir. Bunun hakkında Kur'an'da pekçok açıklıklar getirilmiştir. Bir
kavim için azabına karar kılınmışsa ondan sonra artık iman etseler de af
olunmayacaklardır.
6. Yani, "Benim vasıtamla Allah'ın mesajı size ulaştıktan
sonra size verilen bu müddetin aslında iman etmeniz için size tanınan mühlet
olduğunu" bir anlasanız. İşte bu müddet bittikten sonra artık Allah'ın
azabından hiç kurtulma şansınız yoktur. O zaman ise telaşla hemen iman
etmeye çalışacak ve azabın nazil olmasını beklemeyeceksiniz.
7. Aradaki uzun bir tarihi dönem atlanarak Hz. Nuh'un
risaletinin son dönemlerinde Allah'a (c.c) sunduğu arz-ı hali
nakledilmektedir.
8. Yani, ben onlara ne kadar çağrıda bulunduysam onlar da
o kadar benden kaçtılar.
9. Bu mevzudan da isyanlarını bırakarak af dilemeleri ve
ancak o zaman Allah'ın onları affedeceği kendiliğinden anlaşılmaktadır.
10. Yani, onlar yüzlerini saklamaktalar. Bundan şu
anlaşılabilir: Onlar, değil Hz. Nuh'un davetine kulak vermek, onun yüzüne
bile bakmak istemiyorlardı. Ya da bunu, Nuh (a.s) yanlarından geçerken
onları tanımasın ve onları davet etmesin diye yapıyorlardı. Şimdi de aynı
tavrı Mekke'deki kafirler Allah Rasulü'ne karşı gösteriyorlardı. Hud Suresi
5. ayette bu tavır şöyle izah ediliyor: "Haberiniz olsun, gerçekten onlar
ondan gizlenmek için haktan kaçınır yan çizerler, haberiniz olsun, onlar
örtülerine büründükleri zaman, Allah, gizli tuttuklarını da, açığa
vurduklarını da bilmektedir." (İzah için bkz. Hud an: 5-6.)
11. Buradaki kibirden anlaşılan şudur: Onlar hakka boyun
eğmeyi ve Allah Rasulü'nün uyarılarını kabul etmeyi kendileri için şeref
kırıcı bir şey olarak görüyorlardı. Mesela, tıpkı salih bir kimsenin bir
şahsa bazı nasihat ve tembihlerde bulunmasına karşılık o kimsenin dudak
bükerek dönüp gitmesi gibi. Yani, o kibri yüzünden nasihatleri kabul
etmemektedir.
12 "Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size
(ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin."12
13 "Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vekarı
ummuyorsunuz?"13
14 "Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır."14
15 "Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir
uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?"
16 "Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de
(aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır."
AÇIKLAMA
12. Kur'an-ı Kerim'in pekçok diğer ayetlerinde de
açıklandığı gibi, Allah'a isyan eden için sadece ahiret değil, bu dünya da
dar gelecektir. Öte yandan, eğer bir topluluk inkâr yerine iman eder,
takvaya ve Allah'ın emirlerine itaat ederse sadece ahirette değil, bu
dünyada da onun üzerine Allah'ın nimetleri yağacaktır. Taha Suresi'nde
buyruluyor ki: "Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun için bu dünya dar
olacak ve kıyamet günü kör olarak haşrolunacaktır" (Ayet 124). Maide
Suresi'nde de buyuruluyor ki: "Eğer bu Ehl-i Kitap, Tevrat, İncil ve
Rablerinin gönderdiği diğer semavi kitapları gereğince yerine getirselerdi
muhakkak ki üzerlerine rızık yağacak ve yer altından da rızık
kaynayacaktır." (Ayet 66) Araf Suresi'nde ise buyuruluyor ki: "Eğer o
ülkelerin halkları inanıp sakınsalardı, şüphesiz üzerlerine gökten ve yerden
bolluklar açardık" (Ayet 96) Hud Suresi'nde Hud (a.s) kendi kavmine şöyle
hitap etmiştir: "Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, O'na tevbe edin,
sağanak (bol nimetler, yağmurlar) yağdırsın ve gücünüze güç katsın.
(Ayet:52) Ayrıca Peygamber (s.a) sıfatıyla yine Hud Suresi'nde Mekke ehline
şöyle hitap edilmişti; "Rabbinizden bağışlanma dileyin, O'na tevbe edin.
O da sizi, bir vakte kadar bu dünyada güzel bir meta ile
metalandırsın." (Ayet 3). Bir hadisi şerifte de Allah Rasulü Kureyşlilere
şöyle seslenmişti; Bir kelimedir ki; eğer onu kabul ederseniz Arab'a da
Acem'e de galip gelirsiniz. İzah için bkz. Maide an: 96; Hud an: 3; ve 57;
Taha an: 105; ve Saad Suresi'nin girişi.
Kur'an'ın bu aynı hidayetine uyarak bir kere Hz. Ömer
kıtlık yüzünden yağmur duasına çıkmış ve sadece istiğfar etmekle yetinmişti.
Herkes "Ey müminlerin emiri; yağmur için dua etmediniz" diye hatırlatınca
"Ben semanın yağmur gelen kapılarını vurdum" buyurmuştu. Sonra da Nuh
Suresi'nin bu ayetini okumuştu. (İbn Cerir ve İbn Kesir) Bir kere Hasan
Basri'nin meclisinde bir şahıs kuraklıktan şikayet etti. O da O'na "Allah'a
istiğfar et" dedi. Başka bir şahıs mali sıkıntılarından, bir diğeri
çocuğunun olmamasından, bir başkası da arazisinin verimli olmayışından
şikayetçi oldular. Her birine aynı cevabı, "Allah'a istiğfar ediniz,"
karşılığını verdi. Bu sefer orada bulunanlar "Herkese aynı şeyi söylüyorsun"
dediklerinde ise cevap olarak Nuh Suresi'nin bu ayeti okundu (Keşşaf.)
13. Yani bunlar, bu dünyanın bu küçük reislerinin
önderlerinin vs. şereflerini rencide edecek bir hareket yapsalar bunu çok
tehlikeli buluyorlar ama Alemlerin Rabbi olan Allah'ın da bir şerefi
olduğunu hiç düşünmüyorlar. O'na karşı geliyorsunuz. O'nun ilahlığına
başkalarını da ortak ediyorsunuz, ve de O'nun, sizi bu yüzden
cezalandıracağından hiç çekinmiyorsunuz.
14. Yani, yaratılışın muhtelif aşamaları geçildikten
sonra sizi bu halinize getirdik. Önce siz anne ve babanızın sulbünde ayrı
ayrı sperm haline idiniz. Ondan sonra Allah'ın kudreti, iki nutfeyi bir
araya getirmiş ve sizin hamlinize karar kılmıştı. Bilahare sizi annenizin
karnında merhale merhale geliştirerek bir insan haline getirmiş, bu dünyada
bir insan olarak ihtiyacınız olan bütün güç ve kuvvetleri size
yerleştirmişti. Sonra da can sahibi bir bebek olarak sizi ana rahminden
dünyaya getirdi ve her an sizin bu durumunuzu tekamül ettirdi, geliştirdi.
Ta ki siz artık bir genç insan oldunuz. Hayatınız süresince değişik
merhaleler gördünüz. Bütün bu merhalelerde siz hep Allah'ın elinde idiniz.
Eğer O isteseydi sizin hamliniz karar kılınmazdı. Sizin yerinize başka bir
kişi orada karar kılınırdı. Ve yine eğer O isteseydi sizi ana karnında
sağır, kör, dilsiz ve kötürüm ederdi, ya da akılsız ederdi. Eğer O isteseydi
sizi bu dünyada başka bir surette yaratır veya doğduktan sona sizi helak
edebilirdi. Bütün bunlar için Allah'ın bir işareti kafiydi. İşte o kadar
çaresizsiniz ki, O'na karşı yaptığınız her türlü küstahlığa rağmen nasıl
olur da kurtulacağınızı zannedersiniz. Her türlü nankörlük ve isyankarlığı
yaparsınız da bunlardan dolayı bir ceza görmeyeceğinizi mi sanırsınız?
17 "Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi."15
18 "Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi
(diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır."
19 "Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı."
20 "Öyle ki, onun içinde geniş yollarında
gezip-dolaşırsınız, diye."
21 Nuh: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal
ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere
uydular."
22 "Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular."16
23 "Ve dediler ki: -Kendi ilahlarınızı bırakmayın;
bırakmayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'ûk'u ve ne de Nesr'i."17
AÇIKLAMA
15. Burada, insanın yaratılışı ile bitkilerin yaratılışı
arasında benzetme yapılmaktadır. Tıpkı nasıl yeryüzünde önce bitki yok iken
Allah onları bitirdiyse, insanı da öyle meydana getirmişti.
16. Mekr'den murad, kavmin önder ve ileri gelenlerinin
Nuh'a (a.s) karşı halkı kandırmak için kullandıkları hilelerdir. Mesela
halka diyorlar ki, "Nuh da sizin gibi bir adam. O'na Allah tarafından vahiy
geldiğini nasıl kabul edebiliriz?" (Araf 63; Hud 27). Nuh'un takipçileri
O'na hiç düşünmeden inanan bizim en düşük insanlarımızdır. Eğer O'nun daveti
gerçek olsaydı bizim ileri gelenlerimiz ve önderlerimiz de O'na iman
ederdi." (Hud, 27)
"Eğer Allah tarafından gönderilmiş bir Rasül olsaydı
yanında bir de melek olurdu. " (Muminun: 24) "Eğer bu şahıs Allah'ın
göndermiş olduğu bir insan olsaydı O'nun yanında hazineler olurdu, ve gaybın
ilmini bilirdi, melekler gibi her türlü ihtiyaçtan uzak olurdu" (Hud: 31)
"Nuh ve O'na inananlarda ne üstünlük var ki" (Hud: 27) "Aslında bu şahıs
sizin üzerinize üstünlük kurmak istiyor" (Müminun: 25) Hemen hemen bu aynı
şeyleri Kureyş'in ileri gelenleri de halkı kandırmak için kullanıyorlardı.
17. Burada Nuh kavminin mabutlarından bazılarının ismi
sayılmaktadır. Onlardan sonra Araplar da onlara tapmaya başlamışlardır.
İslâm zuhur ettiği zaman Arabistan'ın pekçok yerinde bu ilahlari için
tapınakları vardı. Bu putlar hakkındaki bilgilerin, tufanda kurtulanlar
vasıtasıyla gelmiş olması mümkündür. Nuh'un (a.s) çocukları yeniden, cahilce
bu putları yaparak onlara tapınmaya başlamışlardır. Vedd: Kudaa Kabilesinin
bir kolu olan Beni Kalüb bin Vebure'nin ilahı idi. Onlar bu ilahları için
Dumet-el-Cendel denilen yerde bir tapınak inşa etmişlerdi. Kadim Arap
yazıtlarında bu isme Vedim Abum şeklinde yani, (vadd baba) şeklinde
rastlanmaktadır. Kelbi'nin açıklamasına göre bu put iri yarı gövdeli bir
erkek şeklinde idi. Kureyş Arapları da buna mabut olarak inanmaktaydılar.
Yalnız onlarda bunun ismi Vud olarak biliniyordu. Ayrıca tarihte buna
nisbetle, Abdivedd isimli bir şahıstan da bahsedilir.
Suva; Huzeyl Kabilesinin tanrıçasıydı, bir kadın
şeklindeydi. Yanbu'ya yakın Ruhat denilen yer dolaylarında bunun tapınağı
bulunmaktaydı.
Yeğus; Tay kabilesinin ve bu kabilenin bir şubesi olan
Enum ve Mezhic'in bazı kollarının ilahı idi. Mezhiç'liler Yemen ve Hicaz
arasındaki Cürş denilen bir yerde bu putu dikmişlerdi. Dişi bir aslan
biçimindeydi. Kureyş'den bazılarının ismi ise Abd-Yeğus olarak anılmaktaydı.
Yeûk; Yemen'in Hemdan bölgesinde Hemdan kabilesinin bir
kolu olan Heyvan'ın mabuduydu, at şeklindeydi.
Nesr; Himyer bölgesinde, Himyer kabilesinin bir kolu olan
Al-i zul-Kulânın mabudu idi. Belühe makamındaki bu put bir akbaba
şeklindeydi. Şebe'nin eski yazıtlarında da bunun ismine Nasur şeklinde
yazılmış olarak rastlanmaktadır. Bunun tapınağına Beyt-i Nasur, onlara
tapanlara da Ehl-i Nasur diyorlardı. Eski eserlerde ve arabın civarında
bulunan diğer bölgelerdeki tapınakların kapılarının üzerinde bu akbaba
resimleri vardı.
24 "Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp-saptırdılar. Sen
de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma."18
25 Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra
ateşe sokuldular.19 O zaman da Allah'ın dışında hiç bir yardımcı
bulamadılar.20
26 Nuh "Rabbim, yer yüzünde kafirlerden yurt edinen hiç
kimseyi bırakma." dedi.
27 "Çünkü sen onları bırakacak olursan, senin kullarını
şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (facir'den) kafirden
başkasını doğurmazlar."
28 "Rabbim, beni, annemi-babamı, mü'min olarak evime
gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalim olanlara
da yıkımdan başkasını arttırma"
AÇIKLAMA
18. Girişte de beyan edildiği gibi, Hz. Nuh'un bu
bedduası sabırsızlık dolayısıyla değildi. Fakat senelerce Hakk'ı tebliğ
ettikten sonra, kavminin artık iman etmeyeceğini anlayınca ağzından bu
kelimeler döküldü. Musa'da (a.s) aynı şartlar altında Firavun'un kavmi için
beddua etmişti." Ey Rabbim! Bunları malların içerisine göm ve kalplerini
mühürle ki o şiddetli azabı görmeden iman ezmezler." Allah Teâlâ da cevaben
"Senin duana isabet ettim" buyurmuştu. (Yunus Suresi: 88-89.) Hz. Musa gibi
Hz. Nuh da bedduasını Allah'ın rızası doğrultusunda yapmıştır.
Hud Suresi'nde "Nuh'a vahy edildi: Gerçekten iman
edenlerin dışında kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte
olduklarından dolayı üzülme' denilmişti. (Hud: 36)
19. Yani, boğulmakla onların işi bitmiş değil. Ölümden
sonra onların ruhları hemen ateş azabına atılacaktır. Aynı muamele Müminun
Suresi 45 ve 46. ayetlerde beyan edildiğine göre Firavun ve onun kavmine de
olmuştur. İzah için bkz. Müminun an: 63. Bu ayet aynı zamanda berzahtaki
(kabir hayatı) azabın delilidir.
20. Yani, kendilerinin yardımcıları zannettikleri ilahlar
bunları kurtaramadı. Bu adeta Mekke ehline bir ikazda bulunma idi. Allah'ın
azabı geldiğinde bu güvendiğiniz ilahların size de hiç bir yardımı
olmayacak.
NUH SURESİNİN SONU