Forum    Tevhid - İman  
     Yazan: edep ya hu   Son Yazan: tevhit06 (21.02.2012 15:16:31)     Cevap: 0    Okunma: 5237
      Konu Adı: CUMA NAMAZI.

Yazan

Mesaj

 


edep ya hu
(normal)


Mesaj Sayısı: 34

   Mesaj Tarihi: 16.06.2007 19:33:59   
 
 

Cuma günü mü'minlerin bayramıdır. Bu günü özel ve güzel gün haline getiren sadece bayram oluşu değildir. Cuma gününde bir saat-i icabe vardır. İcabe saati, duaların kabul edildiği, reddedilmediği saattir. İsteklerimizin Rabbimiz tarafından yerine getirildiği andır. İşte Cuma gününü farklı bir gün haline getiren bir faktör de budur.Nasıl ki, Kadir Gecesini diğer gecelerden farklı hale getiren bir makbuliyet varsa, Cuma gününü de farklı gün haline getiren bu icabe saatidir. Alimlerimiz bu saatin farklı zamanlar içerisinde olduğu yorumunu yaparken ekserisi, icabe saatinin ezan okunmasıyla namazın bitimine kadar olan müddet içerisinde olduğunu söyler. Yani, icabe saati dış ezanla başlayıp namaz bitimine kadar olan zaman içerisinde bir andır.

Günümüzdeki Cuma tartışmasına istinaden Cuma namazına tarihî olarak bir göz atalım:

Mekke devrinde Cuma namazı yoktu, zaten ibadetler, mükellefiyetler Medine devrinde başlamıştır. Efendimizin Medine'ye hicret edeceği günlerde Medine'de sahabelerden Cuma namazı kılanların olduğunu görüyoruz. Cuma namazı farz olmadan evvel bu Cuma namazı kılma olayı nereden kaynaklanıyor?

Bazı eserlerdeki ifadeye göre Medine'deki sahabeler bakıyorlar ki, Hıristiyanların bayram günü Pazar günü, Yahudilerin tatil günü Cumartesi günü. Müslümanlar da, "Biz de Cuma gününü seçelim, Biz de Cuma günü toplanalım" diyorlar ve farz kılınmadan önce Medine'de Cuma günü Cuma namazı kılındığı kaydı var. Bazıları, bunlar tavsiye üzerine kılınan namazlardır, bazıları da Yahudi ve Hıristiyanların toplandığını görünce Müslümanlar bizim de bir günümüz olsun diyerek onlara alternatif bir gün olarak toplanarak kılınan namazdır diye yorum yapıyorlar. Her ne olursa olsun, karşımıza çıkan şu: Baştan beri Hıristiyanın Pazar günü, Yahudinin Cumartesi günü, Müslümanın da Cuma günü var.

Hıristiyanın Pazar günü tatildir. Sabahtan akşama kadar çalışmak yasaktır. Yahudinin de Cumartesi günü tatildir, onlarda da çalışmak yasaktır. Hem de öylesine şiddetli bir yasak ki, Başbakan İsrail'e gittiği gün Cumartesi'ne rastlayınca otelin asansör düğmesine basmak bile bir nevi meşguliyet olacağından asansör kullanamıyorlar, düğmeye basmıyorlar ve merdivenden çıkıyorlar. Yahudiler dinî tatil günleri olan Cumartesi günü dünya işi yapmamaya bu kadar dikkat gösteriyorlar.

İslamiyette de Cuma günü. Kur'ân-ı Kerimde başlı başına bir Cuma Suresi vardır. Cuma namazı o kadar mühim, o kadar kuvvetli, o kadar büyüktür ki, Allahu Azimüşşan Kur'ân-ı Keriminde bir sure ile ilan ediyor. Rabbimiz âyet-i kerimede şöyle hitap ediyor: "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda alışverişi bırakın ve Allah'ın zikrine koşun. Eğer bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Cuma Sûresi, 9}

Gerçi çatlak sesler çıkabilir, imanı zayıf olanlar itiraz edebilir. "Bizim dünyevi işe çalışmamız, kazanmamız lazım, niye camiye gidelim" diyenler, sizi aldatmak isteyenler olabilir. Fakat siz aldanmayın, sizin için hayırlı olan ezan okununca camiye koşmaktır.

Camiye koştuk, namazımızı kıldık, sonra o gün akşama kadar tatil mi, işimizi bırakacak mıyız? Çünkü Hıristiyanlarda Pazar günü, Yahudilerde Cumartesi günü tümüyle tatil. Biz de Cuma gününü tümüyle tatil mi edeceğiz? Hayır, öyle buyrulmuyor: "Namaz kılındığında yeryüzüne dağılıp Allah'ın lütfundan rızkınızı arayın. Allah'ı da çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz." (Cuma Sûresi, 10)

Herkes işine gücüne koşsun, terketmesin, tatil yapmaya mecbur hissetmesin kendisini. Tatil yapma mecburiyeti yoktur. Tatil mecburiyeti, ezan okunduğu andan itibaren başlar, namazın kılınmasıyla biter. Buradan da görüldüğü gibi, Kur'ân-ı Kerimin emri, bizi bütün gün tatil yapmaya mecbur etmiyor.

Bu konuda teknik bir bilgi daha arzedeyim: Cuma namazının farz kılındığı ilk günlerde, evvela Cuma namazının ilk sünneti kılınıyor, sonra da mescidin kapısında ezan okunuyor ve o ezanla Cuma namazı kılınıyordu. Bu Efendimiz (a.s.m.) zamanında Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) zamanında böyle devam etti. Fakat Hz. Osman zamanına gelince cemaat o kadar çoğaldı ki, artık o mescidin kapısında sünnetten sonra okunan ezan, ancak cami içindeki cemaatin duyabileceği bir ezan oldu.

Bu defa, sünnetten sonra okunan ezan yerinde öylece ibka edildi, fakat Hz. Osman (r.a.), o zamanki ulemanın da istişaresinden sonra vakit girince önce dışarıda yüksek bir yerde ezan okuttu, tâ etraftaki Müslümanlar duysunlar ve işlerini bırakıp gelsinler. Bundan sonra iki defa ezan okunmaya başlanmış oldu. Şu anda yine biz aynı şeyi tatbik ediyoruz. Namaz vakti girince dışarıdan bir ezan okuyoruz. Bu, işinde gücünde olanların duyup da namaza gelmelerini hatırlatan bir ezandır. Bu ezanla alışveriş terkedilir, daha bir iş yapılmaz, herkes camiye gelir. İkinci ezan ise Peygamberimiz (a.s.m.) zamanından kalan, sünnet olan ezandır.

Demek ki, ezan okununca işi gücü bırakıp camiye gelmek ayetin icabıdır, farzdır. Yahudi ve Hıristiyanlar gibi bütün gün tatil yapıp işi gücü bırakılmaz. Sadece ezandan başlayıp namaz bitinceye kadar iş yapılmaz.

Bu durumda dikkatimizi çeken hususlar şunlardır: İşi gücü olanlar camiye gelecekler de, bir de gelemeyecek olanlar var. Diyelim ki, doktor ameliyat yapacak, nöbette insanlar var veya direksiyon başında, vapurda seferde olanlar var. Onlann durumu ne olacak?

Bir insan birşeyi samimiyetle ele alırsa onun çıkış yollarını bilir ve çaresini de bulur. Ama bir insanın maksadı o işi çıkmaza sürüklemek, içinden çıkılmaz hale getirmek ise, o işi içinden çıkılmaz hale getirebilir.

Şimdi bu konuyu kötü niyetle düşünenler, Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi bütün gün tatil yapmaya mecbur olmadığımız halde, dinimizin en güzel emirlerinden biri olan, sadece kırk beş dakikalık bir tatille Cuma namazını kılmamız âyet-i kerimeyle emrolunduğu halde, bu işi çıkmaza sokmak istiyorlar ve diyorlar ki: İşi olan var, nöbette olan var, seferde olan var, bunlar nasıl gelsin?

Onlar hakkında zaten dinimiz hükmünü vermiş. İslamda içinden çıkılamayacak durum yoktur. İslâmda zor şey, izah imkanı olmayan şey yoktur. Yolculukta olanlar, nöbette olanlar, bulunduğu işi terketmesi uygun olmayanlar, işlerinin başında devam ederler. Ezan okunduğu, herkes Cumayı kıldığı halde onlar gelmeyip kılmayabilirler. Sonra Cumanın yerine öğle namazı vardır. İşinin mecburiyetinden dolayı Cumaya gidemeyenler, öğle namazını kılarlar, böylece kılamadığı Cuma namazının yerine öğle namazı kaim olur. Cumaya gitmiş gibi olurlar. Görüyoruz ki, çaresizlik, izahsızlık yok. Dinimizde hüsn-ü niyetle bakıldığı zaman zorluk yoktur.

 

Cevap(1)
tevhit06
(yeni)


Mesaj Sayısı: 0

   Mesaj Tarihi: 21.02.2012 15:16:31  
 
  (Bu Mesaj Onay Bekliyor...)
 

Google
 
Ziyaretçi:  Sitede şu anda 0 üye ve 48 misafir olmak üzere toplam 48 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugün Tekil:28966  Çoğul:31911  Toplam:85371934  Bugün Üye:0  Dün:0  Toplam:32233  Dün Tekil:89573  Çoğul:93882

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20, Misafir21, Misafir22, Misafir23, Misafir24, Misafir25, Misafir26, Misafir27, Misafir28, Misafir29, Misafir30, Misafir31, Misafir32, Misafir33, Misafir34, Misafir35, Misafir36, Misafir37, Misafir38, Misafir39, Misafir40, Misafir41, Misafir42, Misafir43, Misafir44, Misafir45, Misafir46, Misafir47, Misafir48,